Türkiye’nin En Uzun Antik Yürüyüş Rotası ”Karia Yolu”

Can kardeşim yabandabirdeli ve Bircan Abi ile  karia yolunun başlangıç noktasına geldik ..
Tamamı 815 km olup Türkiye’nin en uzun yürüyüş parkuru olma özelliğine sahip.. Biz 6 parkurdan oluşan Bozburun yarımadası olarak adlandırılan 142,2 km lik kısmını yürümeye çalışacağız, evet arkadaşlar yanlış okumadınız çalışacağız dedim çünkü karia yolu araştırdığım kadarı ile gerçekten çok zorlu bir yürüyüş rotası.. Araştırdım evet ama ne yazık ki Türkiye de karia yolu hakkında neredeyse hiç kimsenin doğru düzgün bir bilgisi yok, hatta treking sporu ile ilgilenip karia yolundan malesef haberi olmayanlar bile var.. Ama şans bizden yanaydı ve yürüyüşe başlamadan eksiklerimizi tamamlamak için Marmaris’te gezerken, Tamer abi ile tanıştık her konuda yardımcı oldu (özellikle karia yolu hakkındaki bilgisi muhteşem). Tamer abi Trekmaris Outdoor’ un sahibi ve gerçekten mükemmel bir insan. Outdoor sporu hakkındaki tecrübelerini anlata anlata bitiremem. Marmaris’e yolunuz düşerse kesinlikle bir kahvesini içmeden dönmeyin sakın..

Karia yolu

Adını 3 bin yıllık antik kentten alan ve 815 kilometrelik patika yollarıyla Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotası..
Aydın’ın Çine ilçesinden başlayıp Muğla’daki tüm yarımadaları içine alan güzergahtaki yürüyüş yolu, kendine özgü mimarisi ile çok sayıdaki köyden, el değmemiş koylardan, irili ufaklı tepelerden ve yürüyerek ulaşılabilen antik kentlerden oluşur..
Antik yollar, patikalar ve orman yolları birleştirilerek oluşturulan ve 2013 yılında turizme kazandırılan Karia Yolu’nda yürüyüş yapan doğaseverler;
Güzergahı gezerken, Bafa Gölü’nde kuş çeşitliğini ve antik kentleri, Yatağan’da ören yerlerini, Muğla’da tarihi evleri görebilir.. Gökova Körfezi kıyısında yürüyüş, bisiklet, kano, sörf yapıp, Marmaris ve Datça‘da ise doğayla baş başa kamp yapıp gün batımının keyfini çıkarabilirsiniz.. Karia Yolu güzergahında Prehistorik çağların duvar resimlerinden, klasik dönemin anıt mezarlarına kadar birçok antik kenti görebilirsiniz, araştırdığım kadarı ile bu kadar tarihi ve doğal güzelliği bir arada bulunduran başka bir yürüyüş yolu yok.. Bence kesinlikle karia yolu daha güzel ama şuan içinizden likya var dediğinizi duyar gibiyim evet kesinlikle likya da var, ama birşeyin popüler olması onu güzel yapmaz.. Arkadaşlar, karia yolunu yürümeye karar verirseniz, herkesten ricam öncelikle likya yolunu yürüyün özellikle yürüyüş tecrübesi olmayanlar karia yolunu sakın yürümesin, çünkü ciddi sakatlıklar söz konusu olabilir…

Amos

Dün başladığımız karia yolunda, bozburun etabının 1. Bölümü olan içmeler – amos rotasını yürüdük.. Toplamda 10.3 km görünse de biz etap başına kadar geleceğimiz yolda dahil 21.5 km yürümüşüz, çünkü yürüyüşe başlamadan önce hem eksikleri tamamlamak hemde karia hakkında biraz bilgi edinmek istemiştik, bunları yapalım derken marmaris merkezde o ağır yüklerimizle defalarca turlamış ve sonunda Tamer abiyi bulmuştuk:)  Neyse sonunda yola koyulduk. Yolun ilk etabında çok dik yokuşlar ve inişler vardı, hatta yolun hemen başlangıcında tırmanışa geçip yaklaşık 500 metre yükseğe çıkmıştık, bu yüzden biraz fazla yorulmuşuz çünkü henüz bünye yola adapte olamadan fazla yüklenmiştik.. Ama yolda gördüğümüz enfes manzaralar herşeye değerdi bence. .. Babadağ ‘ın muhteşem manzarası ve Marmaris’i ilk defa kuş bakışı görmenin keyfi paha biçilmezdi…

Bayır Rotası

Dik yokuşlar inişler ve enfes manzaralardan sonra neredeyse yolu bitirmiştik ki; Varış noktamız olan Amos‘a yaklaşık 2 km kala yol ana asfalta bağlandı, Bunun üzerine bizde asfaltta yürümek yerine otostop çektik . Yol o kadar sakindi ki neredeyse hiç araç geçmiyordu ama sonunda 79 yaşındaki Alman dede Karl bizi aldı, ilk önce bizi bırakıp evine gitti ama 5 dk geçmeden geri gelmişti ve eğer dilerseniz sizi evimde misafir etmek isterim diye çok güzel bi teklifte bulundu .
Tabiki direk kabul ettik , çünkü o yorgunluğa sıcak bir duş çok iyi gelirdi… Karl ile birlikte akşama güzel bir sofra kurduk yedik içtik ve çok güzel sohbet ettik, günün bu şekilde sonlanacağı kimin aklına gelirdi ki..?

İlk gün Her açıdan mükemmel bir gündü bence, sırtımızda yaklaşık 25 kg yükle yürüdüğümüzü saymazssak tabi 🙂 Ama tüm güzel şeyler hep bi zorluktan sonra gelmez mi..? Şunu asla unutmayın ki; Güneş geceden sonra doğar ve bahar kıştan sonra gelir … Bugün yol arkadaşım yabandabirdeli yine sabahın köründe kaldırdı bizi ve erkenden yola koyulduk..
Rotamız bir hayli uzun ve yorucu bakalım yolda neler bekliyor bizi…

Dün karia yolunun Amos-kayalıözü-bayır rotasını yürüdük, gerçekten bayağı zorluydu. Rotayı 10 saatte bitirdik, 8 saati yürüme ” 2 saat çay molası:) ” yaklaşık 25 km yürüdük, çok fazla çıkış vardı ve yer yer kaya tırmanışı yaptık diyebilirim, çok dik yerler var, sırtta 25-30 kg yükle dahada zorlaşıyor.. Aslında bugün yolda yaşadıklarımdan çok biraz karia yolundan ve bu yolu yürümek isteyenlerin nelere dikkat etmesini anlatmak istiyorum çünkü, daha ikinci günden likya ile cidden alakasız ve çok daha zorlu olduğunu farkettim… Şimdi özellikle treking yapıyorsanız bir çoğunuzun kafasında oluşan soru şudur; neden çanta 25-30 kg yüklü? Çünkü arkadaşlar yürüyüş yaparken en önemli şey su kaynağı ama sorun şu ki karia yolunda likya gibi pek su kaynağı yok, hatta hiç yok desek yeridir.. Örneğin ilk gün hiç su kaynağı çıkmadı karşımıza bu yüzden çantada sadece 4 lt su vardı, zira ikinci günde böyle idi. Bunun dışında günlük 10 saat yürüdüğümüz için yiyecek özellikle pratik ve kalori veren yiyecekler vardı çantamızda.. Geri kalan malzeme normal her kampçının taşıması gereken malzemelerdi (çadır,mat,tulum vb).  Ayrıca arkadaşlar yazıya başlarken ilk cümlelerimde de belirtmiştim. Karia yolunu yürümek isteyen arkadaşlar, kesinlikle önce likya yolunu yürümenizi tavsiye ederim..

Bayır Rotası

Bugün herşeyiyle çok güzel bir gündü. Sabah bayır köyünde çınaraltı cafede enfes bir kahvaltının “enfes dediğime bakmayın menemen çay:)” kahvaltıdan sonra hemen koyulduk yola çünkü araştırmalarımıza göre karia yolunun en zorlu etabı Taşlıca.. Yolun söğüt yolu asfaltına kadar olan yaklaşık 5 km kadar kısmını yürüdük, ancak söğüt yolunda bayağı bir mesafe asfalttan yürümemiz gerekiyordu ve asfaltta yürümeyi hiç sevmem bu yüzden otostop çektik, yine Alman bir yaşlı çift durdu sohbet esnasında Bozburun’a gideceklerini söylediler bizde bu fırsatı kaçırmadık tabiki ve Bozburun’a kadar onlara eşlik ettik..
Bozburun; Marmaris sınırları içerisinde yer alan şirin ve sakin bir tatil beldesi yaklaşık 2000 nüfusu var .. Gezip gördüğüm kadarıyla huzur ve sakinlik arayanların kesinlikle favori merkezi .. Şehir karmaşasından uzak tertemiz havası ve birçok el değmemiş bakir koyları cam gibi berrak bir denize sahip.. Ayrıca ülkemizin en eski yerleşim yerlerinden biri, geçmişi yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar dayanmakta . Karia halkı tarafından M.Ö 2000 Larymna adlandırılan Bozburun da yaşayanlara da kum halkı denilmiş.. Başta BAYBASSOS, HYGASSOS, SYRNA, AMOS ve KASARA olmak üzere Bozburun yarımadasında 10 antik kent bulunmaktadır.. Antik kentlerin birçoğu yıkılmış olsada aralarında bugüne kadar korunarak gelenler mevcut. Bugünün en güzel yani sırtımızda sadece 5 lt su taşıdık çünkü daha önce bahsettiğim Tamer abi çantalarımızı Bayır köyünden alıp araçla Bozburun a kadar getirdi:) Hep güzel şeyler anlattım birazda dünün olumsuzluklarından bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar bütün gezilerimde yaşamadığım bir rezilliği yaşadık, dün bayır köyüne vardığımızda ohh bee diye tam rahat bir nefes almıştık ki ama onu resmen bayır halkı kursağımızda bıraktı,  ben ömrüm boyunca böyle lanet ve insanlığını kaybetmiş bir köy daha görmedim o kadar lanet bir yerdi ki ne kadar anlatsam az.. Bize sadece Çınar Altı cafenin sahipleri insanca davrandı ilk başta çok şaşırdık köy halkı lanet olunca sonradan öğrendik ki oralı değillermiş.. Demem o ki arkadaşlar karia yi yürürseniz Bayır köyünde dikkat edin insanlık kalmamış..

Bugün karia yolunda 4. Günümüz, Normalde rota bugün Taşlıca – Serçe limanı – Bozukkale (loryma) – Tola şeklindeydi.
Ama biz dün Bozburun da kaldığımız için Murat abi bizi Serçe limanına kadar bıraktı, bu durumda 9 km kadar yolu kısaltıp ordan yürümeye başladık. Bugün ki hedefimiz ” Tola ” ya varmaktı, ancak “Bozukkale (loryma) ” koyunun güzelliğini gördüğümüz an kafamızdaki tüm fikirler değişmişti bile öyle bir güzellik ki, kesinlikle ertesi sabah hepimiz burda uyanmak istedik…

Bozukkale Koyu

Dağların arasındaki cennet” Bozukkale koyu “

Hani biz söz vardır ya hiç bir tabela yazmaz mutluluğa kaç kilometre kaldığını işte bizde bugün mutluluğa ne kadar kaldığını bilmeden saatlerce güneşin altında yürüdük.. Parkur daha başlar başlamaz feci şekilde kayalıktı ve sürekli tırmanıyorduk, yer yer az inişe geçsekte çoğunluk hep tırmanma oldu. Sürekli deniz seviyesinden yukarıya doğru çıkıyorduk..
Yol o kadar zorluydu ki küfür ettiğimiz zamanlar bile oldu, 8 kilometrelik bir yolumuz vardı aslında ama o 8 kilometrenin 6 sı malesef ki bildiginiz kaya tırmanışı …
Yolun bize ne getireceği hakkında en ufak bi fikrimiz yoktu, sadece güzel hayaller kurarak yürüdük, yolda keçi dışında bi kaç yabani eşşek çıktı karşımıza fotoğraf çekmek istesekte malesef bizi gördükleri anki kaçışları hala gözümün önünde 🙂
Saatlerce yürüdükten sonra varış noktasını gördüğümüz anki mutluluğu dile getirmem mümkün değil… Sanırım o kadar eziyetten sonra bize verilen ödüldü “Bozukkale koyu ” Bozukkale koyu karia yolunu yürüdüğümüz süreç içerisinde gittiğimiz yerlere dair, konumu en çok istenen ve kesinlikle hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden biri.. Oraya vardığım da yaptığım ilk iş koy hakkında birşeyler öğrenmek oldu, öncelikle adı neden bozukkale ..? Öğrendiğim kısa ve güzel bilgiyi de sizinle paylaşmak istedim …

Bozukkale Koyu

Bozukkale; karia yolunun taşlıca, tola arasında muhteşem güzelliğe sahip bir koy. Adını hala oradaki kalıntıları olan kaleden alıyor . Kale M.Ö 1400 yıllarında Atina donanmasına ev sahipliği yapmış ve M.Ö 395 yılında Knidos deniz savaşı öncesi donanma burada toplanmış ve günümüze kadar sadece kalenin kalıntıları kalmış.. Koy o kadar sakin ve berrak bir denize sahip ki bir şişe şarap eşliğinde oturup kitap yazılabilir. Bu güzelligin tek bir kötü yani var oda karadan ulaşım olmaması, karadan yürüyerek serçe limanından başlayıp karia yolunu takip ederek ulaşabilirsiniz yada tekne ve helikoptere sahipseniz deniz veya hava dan da ulaşım mevcut ama bunlara sahip değilseniz serçe limanından yaklaşık 200 tl civarında bir ücret ödeyerek tekne ile geçebilirsiniz…

Bozukkale Koyu

Malesef Bugün karia yolundaki son günümüzdü ama ben bugünü atlayarak, önce dün yürüdüğümüz rota da olan ve çok önemli bir değere sahip oldukça eski bir antik liman olan ” Serçe limanı ” ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum..
Serçe limanı; Türkiyenin en korunaklı limanlarından biri olan Serçe limanı Bozburun yarımadasının güneyinde Rodos‘un karşı yakasında bulunur ve ayrıca Bozburun yarımadasının karadan gidilebilen en uç noktasıdır..Bu kadar özelliğe rağmen Bir kıyı restoranı hariç hiçbir yerleşim olmayan antik bir liman ve oldukça değerli bir liman..
Kayalardan oyma bir liman kapısı ve batıkları ile ünlü aslında.. M.Ö 1.yy  ve M.S 1. yy’dan kalma kalıntılar da mevcut, limanda M.S 3. yy  helenistik dönemden kalma batıklarda mevcut. Aslında saymakla bitmeyecek kadar batık var bu limanda ..
Bir diğer özelliğine gelirsek, Türkiye deki insan kaçakçılığının en çok yapıldığı liman malesef ki burası..

Serçe Limanı

Serçe limanı ile ilgili edinebildiğim bilgiler bu kadar artık gelelim bugüne..
Bugün son günümüz çünkü Bircan abimizin aldığı izin süresi bitti onun dönmesi gerekiyor, bu yuzden bizimde karia yolundaki son günümüz Hani “anca beraber kanca beraber ” sözü varya tam olarak bunu anlatıyor malesef… Arkadaşlar bugün Loryma – Karamaka – Tola rotasını yürüyüp aynı istikametten Loryma’ ya geri döndük toplamda yaklaşık 16 km sürdü..
Rota inişler ve çıkışlar olarak en rahat olanıydı diyebilirim ama işaretler çok kötüydü, gerçekten çok aramak gerekiyor. En kötü yanına gelirsek dizlerimize kadar dikenlerle doluydu bacaklarımız paramparça oldu resmen akşam geri döndükten sonra ilk denize girdiğimde olan yanmayı tarif edemem. Köylülerden öğrendiğimiz kadarıyla eşşek dikeni imiş. Laf mı soktular yoksa adı cidden böylemi inanın bende bilmiyorum:)

Tola

Karamaka hayatımda gördüğüm enteresan yerleşimlerden bir tanesi, hayalet köy olarak geçiyor.. Symi adasını tepeden gören aşağıda ise Tola limanına sahip tarihi ufak yıkılmış bir kale ve tarihi kalıntılarla dolu hayalet bir köy.. 1800′ ün sonlarında kayıtlara 38 hane ve 179 yaşayan kişi olarak geçmiş.

Karamaka

Komşu adadan gelen Symi’lilerin oluşturduğu halk, kurtuluş savaşı bitiminde yapılan nüfus mübadelesi ile hak köyü terk etmiş ve köy tamamen boşaltılmış.. Köy içinde gezinirken öyle bir hisse kapılıyorsunuz ki kendinizi o günlerde hissetmemek neredeyse imkansız diyebilirim.. Köyden Tola limanına doğru yürürken 2 km ilerde karşımıza hayatımda ilk defa gördüğüm bir yapı çıktı, şansımıza internet çekiyordu hemen araştırıp öğrendik ki Meryem ana kilisesiymiş.. Hayatımda çok kilise veya eski tarihi yapı gördüm ama böylesini ilk defa gördüm.

Meryem Ana Kilisesi

Çatısı gerçekten çok enteresan merdiven gibi basamak, basamak yapılmış ve öğrendiğimiz kadarıyla kendi döneminin ayakta kalan nadir kiliselerdenmiş, ancak ulaşımı çok zor olduğundan ve yalnızca çobanlar bu bölgelerde gezindiğinden günümüzde malesef ki keçi barınağı olarak kullanılıyor napalım buraya kadar yürüdüğümüze göre bizde keçi sayılırız diyip çıktık çatısına:)

Arkadaşlar karia yolu maceramızın sonuna geldik ne yazık ki bu gece Bozukkale de Saçlı lakaplı bi abinin lokantası var sineklerden  fırsat bulursak matımızı yere serip yatacağız, sabah kalkıp bir güzel deniz keyfi yapıp, güzelce dinlenip güç depolayacağız akşama doğru saçlı abi bizi Serçe limanına bırakacak ufak teknesi ile ondan sonra bircan abiyi uğurlayıp biz otostop ile doğuya kadar geze geze gitmeyi düşünüyoruz kendinize iyi bakın sağlıcakla tekrar görüşmek dileğiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.